Allah Kibredenleri Sevmez
Lisan-i Nebî’nin “Hakk’ı iptal, halkı tahkir”[1] olarak tanımladığı kibr, Türkçe’mizde tevazu kelimesinin zıttı olarak büyüklük, ululuk, azamet, büyüklük taslama, kendisini üstün sayma, büyüklenme, gurur gibi
Lisan-i Nebî’nin “Hakk’ı iptal, halkı tahkir”[1] olarak tanımladığı kibr, Türkçe’mizde tevazu kelimesinin zıttı olarak büyüklük, ululuk, azamet, büyüklük taslama, kendisini üstün sayma, büyüklenme, gurur gibi
Allah Sabredenlerle Beraberdir Sabır, Kuran-i Celil ve hadis metinlerinde yoğun bir şekilde konu edinilerek, işlenilen, içerisinde insanlar için pek çok hikmetin ve menafinin bulunduğu, ehline
Kan dolaşımını, sağlamak gibi vücut için vazgeçilmez bir görevi ifade eden organa isim olan kalp, kelime itibariyle Türkçemizde bir yönüyle; gönül, iç, ruh, sevgi, muhabbet,
İfrat ve tefrit noktalarından uzak, sınırları ilahi mesajın kalemiyle çizilmiş bir eğlence ve dinlenme anlayışının fıtrî bir ihtiyaç ve olgu olduğu aşikardır. Bu olguyu din
Ahsen-i takvim üzere yaratılan insanoğlunun(1) başı boşluğa terk edilmedigi(2), kendisine ruhundan üfleyen(3), yerin ve göğün sahibi mutlak kudrete, can emaneti alınıncaya değin ibadet etmesi gerektigi(4)
Kelime itibariyle ulaşmak, vasıl olmak manalarına gelen ve „v-s-l“ kökünden masdar olan sıla ile, acımak, şefkat duymak ve ayrıca akrabalık, hısımlık, yakınlık, karabet gibi manaları